Topluluk Önünde Konuşma ile ilgili Fikirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Topluluk Önünde Konuşma ile ilgili Fikirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2008 Çarşamba

Topluluk Önünde Konuşmanın Altın değil Elmas Kuralı

Topluluk Önünde Konuşmanın Altın değil Elmas Kuralı

Konuşmanı çoşkuyla yap.

Bu ne demek?

Yani yaptığın konuşmaya inan, o senin gerçekten savunduğun bir şey olsun.
Sanki bu konuşmayı yapmazsan dünyada o şeyin soyu tükenecek.

Peki ya konuşmam çoşku katılacak bir şey değilse? Ya dondurulmuş gıdalarla ilgiliyse?

Bak, şunu bilmelisin ki, konu önemli değildir, önemli olan anlatma biçimidir. Eğer konunda çoşku katacak bir şeyler bulamıyorsan, araştır mutlaka bulacaksın. Mesela dondurulmuş gıdanın yararlarını araştır. Bir sürü şeyle karşılaşacaksın. Vitamini kaçmaz, çevreye az zarar verir vs. vs.
Bu da insanların hayatına bir katkı sağlar. Bak şimdiden bir şeyler bulduk bile.

Bir gün Lincoln'e, kocası Amerikan devrim savaşında ölen dul bir kadın gelir. Anlattığına göre sigorta şirketi tarafından dolandırılmıştır. Lincoln davayı alır ve ilk işi devrim savaşını araştırmak ve koca cilti kitaplar okumaktır. Kitapları okuduktan sonra o kadar etkilenir ki, hırslanır, sinirlenir ve kendi kendini "Bu nasıl olabilir?, bu kadının kocası bu ülke için ölüyor ama bu ülkedeki sigorta şirketi onun karısını doladırıyor". Lafın kısası davaya öyle bir hazırlanır ki jüri üyelerinden ağlayanlar bile olur. Ve tartışmasız kazanmıştır. Bu eminim sana fikirler vermiştir.

Bir taşra vaizi Henry Ward Beecher'a dinleyicileri nasıl canlı, uyanık tutarım diye sormuş. Beechar ona; bir kapıcının eline sivri değnek verip vaizi dürtmesi gerektiğini söylemiş. Dale Carnegie'de bu konuda, "ortalama bir konuşmacı için hitabet sanatı hakkında yazılmış onlarca ciltlik kitap kadar yararlı bir söz" diyor.

Ünlü sihirbaz Houdini ve bir çok konuşmacı sahneye çıkmadan önce dans ederler, göğüslerini yumruklarlar veya hoplayıp zıplarlarmış. Bunun nedeni sahneye çoşkuyla çıkmak. Eğer siz çoşkuluysanız onlarda çoşkulu olacaktır. Eğer siz ruh gibi anlatırsanız muhtemelen salondakilerin yarısı uyuyacaktır. Konuşmayı yapan kişi herkesin davranışlarını belirleyen kişidir.

Canlı olun, dünyanın en iyi kişisel gelişimcilerinin ve konuşmacılarının sahneye nasıl çıktıklarını izleme fırsatınız olursa yukarıda ne demek istediğimi anlarsınız.

Şunu unutmayın hiç bir şey çoşkusuz ve tekdüze konuşmadan daha sıkıcı olamaz. Kesin Çin işkencelerinde bu da vardır. Konuşmalara katıldıkça bunu anlayacaksınız. Zira ben buna çok maruz kaldım...

Son olarak diyeceğim şu ki, ne yapın yapın sahneye çoşkulu çıkın. Ki bu heyecan faktörünü yenmenin en başlıca taktiklerinden biridir.

Hakan Mengüç

26 Eylül 2008 Cuma

Kılıçdaroğlu, Mir Fırat Düellosunu Hitabet Sanatı Açısından İncelersek Eğer...

25 eylül 2008 saat 14.30 mecliste bir ilk. Heyecanla bekliyorum çünkü karşımızda farklı bir ikili var. Bugüne kadar CHP'de sesi pek yükselmemiş sakin görünümlü Kılıçdaroğlu karşısında Tayyip Erdoğanvari bir uslüple konuşan Mir Fırat.

Efendim bildiğiniz üzere bu ikili birbiri hakkında bir çok iddiada bulundu, son olarakta Mir Fırat Bey, 'Çıksın tv'de karşıma, hodri meydan' tarzı cümlelerle Kılıçdaroğluna meydan okudu. Bu meydan okuma halk tarafından direk 'Bu adam haklı, yoksa canlı yayına çağırır mı?' izlenimi oluşturdu. Bu bir taktiktir, bunu bilerek mi kullandı bilmeyerek mi onu bilmem ama kullanılan bir taktiktir yalnız onu söyleyeyim.

Sonra Balçiçek Pamir adlı hanfendinin programında kozlarını paylaşacakları söylendi. Ben hemen, 'Kılıçdaroğlu katılırsa asrın hatasını yapar' dedim. Niye? Çünkü Mir Fırat konuşmasıyla, ses tonuyla, çıkış ve inişleriyle hafif meşrep kabadayı tarzında konuşan biri, Kılıçdaroğlu'da tam tersi, sakin, sessiz... Bu açıdan eğer kozlarını paylaşacak bir programa katılırlarsa Kılıçdaroğlu %100 haklı olsa bile Mir Fırat konuşma tarzı ve tavırlarıyla halka, 'Kesin Fırat haklı' izlenimini verdirtir. Şunu bilmek lazım, 'Bir tartışmada birinin diğerini haklaması onun kazandığını göstermez' ama biz hep öyle algılarız. Zira ben bir çok siyasetçi izledim ve şunu gördüm; bir insan %100 haksız olsa bile diğerini bastırarak kendini haklı gösterebilir.

Kılıçdaroğlu için en büyük şans bu işin açık oturum şeklinde yapılmasıydı. Zira bilmeyenlere kısaca söyleyeyim, açıkoturum denen tartışma biçimi süre verilerek yapılır ve biri konuşurken diğer asla müdahele etmez. Peki niye bütün tartışmalar açıkoturum şeklinde yapılmaz? Çünkü o zaman kavga olmaz, reyting denen arkadaş yükselmez. Eleştirmiyorum sadece açıklamasını verdim.

Açıkoturum şeklinde yapılınca taraflar kendilerini daha rahat savunur. Laf cambazlığın, ses tonu ve bastırma hadiselerinin etkisi bayağı bir azalır. Şimdi tartışmada neler oldu bir inceleyelim. Kılıçdaroğlu belge gösterdi, Mir Fırat savundu. İyi savundu mu? Hayır. Bakın haksızdır demiyorum sadece iyi savunamadı, ben kendisinden daha iyi bir savunma beklerdim. Zira çok açık verdi.

Özellikle beden dili açısından incelersek, sürekli gözlüğünü çıkartıp takması, parmaklarınla masaya tıkıtık tıkıtık benzeri ritimsel şeyler yapması, alaylı bir tavırla bakması, gülümsemesi, elini yüzünü kaşıması gibi hareketler kişinin stres altında olduğunu, gerildiğini ve kızdığını gösterir. FBI ajanı arkadaşlarımız buna çok dikkat ederler ve bunu suçun ilk kanıtı sayarlar. (İstisnalar filan var tabi, hayatında ilk kez karakola giden biri de heyecanlanır vs. vs.)

Kemal Kılıçdaroğlu ise sürekli aynı duruşu sergiliyerek beden dili açısından doğruluğunu ispatlayacak en iyi duruşu yapmıştır. Bir kere bile Mir Fırat'ın suratına bakmaması harika bir haklılık davranışıdır.

Şimdi gelelim belge çarpıştırmalarına, Kılıçdaroğlu gerçekten halkın ağızıyla konuşarak bir kaç ayrıntı hariç belgeleri çok net açıklamıştır. Mir Fırat ise bizi pek aydınlatamamıştır. Onun yerine zannımca çok iyi bir taktik kullanıp, 'Benden özür dilemeli, hiç bir şeyi ispatlayamamıştır' diyerek sıradan insanın, 'Lan baksana bu adam benden özür dilemeli diyor demek Kılıçdaroğlunun belgeleri sahte' demesine yol açmıştır. Ama Kılıçdaroğlu bu topu tam kaleye gitmeden kurtarmış ve orta sahaya geri yollamıştır. Sonrasında Mir Fırat kendi şirketini nasıl kurduklarını anlatarak yine sıradan halka, 'Ya aynen bizim kumaş ticareti işi gibi olmuş bu' izlenimi verdirmek istemiş ki Kılıçdaroğlu topu yine geri çevirmiştir.

Mir Fırat son taktiğini 'alaya alma' metodu ile fıkra anlatarak bitirmiştir ki sonunda CHP'ye laf atarak Kılıçdaroğluna cevap verme hakkıyla bu taktiği fiyaskoya çevirmiştir. Çünkü iletişim uzmanları bilirki genelde bir deneyimin en çok sonu hatırlanır.

Son sözü Kılıçdaroğluna vermekle büyük hata yapmıştır. Ayrıca yeşil hat kırmızı hat meselesini iyi açıklamaması kendi kalesine gol atmasını sağlamıştır.

Sonuca gelelim, bir iletişim düellesu açısından bakarsak Kılıçdaroğlu 3-1 gibi bir skorla yenmiştir. Kılıçdaroğlunun tek firesi Kılıçdaroğlunu eroin kaçakçılığı ile suçlamak. Zira Mir Fırat'ın öyle bir şey yapmayacağını kendisi de biliyor. Aslında Mir Fırat bu noktadan durumu iyi yakaladı ve nerdeyse öne geçecekti ama Kılıçdaroğlunun 'çift fatura' ve 'şüpheli şöförü niye çalıştırdınız' hamlesi bu savunmayı da etkinsizleştirdi.

Kimin haklı olup kimin haklı olmadığnı elbetteki bilmiyorum, bu konularda uzman değilim. Lakin şu net anlaşılmıştır ki eğer siyasete giriyorsan ticaretten elini eteğini çek.

Açıkoturumlar hep olmalıdır, halk için en iyi karar verme yeri açıkoturumlardır. Amerika bu sistemi muntazaman uygular. Zira bu akşam Demokrat başkan adayı Obama ile Cumhuriyetçi Başkan adayı McCain'in düelloları var. Acaba herhangi bir kanal yayınlayacak mı? Bir araştırayım bakalım.