28 Ağustos 2010 Cumartesi

Hedefleriniz Gerçekleşmediğinde...


“Amacımızı elde edememek, bazen asıl gerçek amaçlarımızı elde etmek anlamına gelebilir”

Yukarıdaki söz Anthony Robbins’in çok güzel sözlerinden biridir. Bu sözle bağlantılı küçük bir hikaye paylaşmak istedim sizinle…

Bir zamanlar fakir bir Yunanlı, bir bankada kapıcı olarak işe başvurmuştu. İnsan kaynakları yöneticisi, biraz da aşağılayarak “Yazmayı biliyor musun?” diye sordu.
Yoksul Yunanlı, “Sadece ismimi” diye yanıt verince, işe kabul edilmedi.
Aradan yıllar geçti ve Wall Street’te düzenlen bir basın toplantısında, ünlü Yunanlı işadamına şu soru soruldu: “Anılarınızı yazmayı düşünüyor musunuz?”
Yunanlı işadımı, “Ben yazamam” karşılığını verince, gazeteciler şaşırdı. Ancak Yunanlı işadamı devam etti: “Eğer yazabilseydim, şimdi kapıcı olacaktım.”

- Bu hikaye Hilton Otellerinin kurucusu Condrad Hilton’un 1964 basımlı “Be My Guest” ( Konuğum Ol) adlı kitabından alınmıştır. Capital Haziran sayısı syf: 60′ta bu kitapla ilgili daha fazla bilgi bulabilirsiniz.-


6 Nisan 2010 Salı

Donarak Ölen Denizcinin Hikayesi

1950′li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz’den aldığı Madura şaraplarını İskoçya’ya götürür. Demir attığı limanda yükünü boşalttıktan sonra, şilepte çalışan denizcilerden biri unutulan şarap kolisi kaldı mı diye denetlemek üzere soğuk hava deposuna girer. Onun içerde olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise, kapıyı dışardan kapatır. Soğuk hava deposunda mahsur kalan denizci, var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama kimseye duyuramaz sesini. Çakısıyla içerden açmaya çalışır kapıyı, mümkün değildir. Boş şilep, yeni yükünü almak üzere Portekiz’e doğru yola çıkar.

Mahsur denizci, depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. Ama deponun dondurucu soğuğuna fazla dayanamayacağının bilincindedir. Kapıyı açamayan çakısıyla, çelik duvarlara kendisini bekleyen ölüm sürecini yazmaya, daha doğrusu kazımaya başlar. Günbegün, adeta bilimsel bir titizlikle soğuğun vücuduna önce uyuşturucu sonra yavaş yavaş öldürücü etkilerini, el ve ayaklarının nasıl duyarsızlaştığını, donan burnunu ve buz gibi havanın dayanılmaz yakıcılığını anlatır.
Şilep Lizbon’a demir attığında, soğuk hava deposunun kapısını açan kaptan, zavallı denizcinin cesediyle karşılaşır. Duvarlara kazıdığı acılı sonunu okur ve.. kendisi de hayretten dona kalır.
Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19′dur. İskoçya’ya götürdükleri Madura şarapları 18 derecede taşınmayı gerektirmiş, şilep yükünü boşalttıktan sonra soğutma sistemi zaten kapatılmış olup, kendi haline bırakılan deponun sıcaklığı bir derece de yükselmiştir.
Yani biçare denizci donarak ölmemiş, donduğunu sandığı (ya da donacağına inandığı) için ölmüştür.
(Kaynak: Bernard Werber, ‘İzafi ve Mutlak Bilgi Ansiklopedisi’)
Yukarıdaki hikayeyi mutlaka bir yerlerde değişik şekillerde okumuşsunuzdur, özellikle paylaşmak istedim çünkü hikayenin doğru ve aslını kaynağı ile görmenizi istedim.
Bir insan donacağına bütünüyle inandığı için asla donulmayacak hatta üşünmeyecek bir yerde donarak ölmüştür. Bu üzüntülü bir hikaye olmakla birlikte bir yandan da insan zihninin daha çok bilinçaltının neler yapabileceğini bize göstermiştir.
İnsan Zihninin Gücü adlı yazı dizimde elimdeki gerçek hikayeleri ve videoları sizlerle paylaşacağım.
“İnsanların zihninden yeryüzünden kazanılandan daha fazla değerli taş ve altın çıkarılması mümkündür.”
Thomas Edison

2 Şubat 2010 Salı

Bana Yalan Söyle (Lie to Me)


Ben insan psikolojisi ve hipnoz üzerine çalışan, araştırma yapan birisi olduğum için insanların en küçük davranışlarını bile farketmek zorundayım.  Sözgelimi ben bir kelime söylediğimde karşımdakinin hemen o kelimeye verdiği tepkiyi hissederim ve ona göre devam edip etmeyeceğime karar veririm.
Tabii bazı insanlar duygularını saklamayı diğer insanlardan daha iyi beceriyorlar, bu farkı anlamak için çocukları örnek verebiliriz; çocuklar yalan söylediğinde, utandığında veya yanlış bir şey yaptıklarında bunu beden dillerinde açıkça görürsünüz ama büyüdükçe bunu saklamayı öğrenirler. Fakat insanları okumayı bilirseniz büyüklerin de yalanlarını rahatlıkla görebilirsiniz.
Başta dediğim gibi ben bu alanda uzmanlaştığım için dünyada bu konudaki en iyileri bulmak ve onların çalışmalarını takip etmek zorundayım. Klasik beden dili kitaplarından bahsetmiyorum, onları zaten okudum, kaldı ki klasik beden dili kitaplarını okurken de zeki bir okuyucu olmanız gerekiyor, çünkü o kitaplardaki bazı hareketler kendi kültürünüzde işe yarayamayabilir veya bir karşılığı olmayabilir. Fakat küreselleşen dünyada beden dilinin artık evrenselleşmeye başladığını da unutmamak lazım.
paul_ekmanKonumuza dönersek beden dili araştırmaları yaparken Dr. Paul Ekman ile tanıştım, kendisi klinik psikoloji mezunu ve 1948 yılından beri insanların yalan söyleyip söylemediği üzerine çalışıyor. Yaptığı çalışmaları, aldığı ödülleri ve hakkındaki diğer bilgileri öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayın. Sitesinde Lie to Me adlı dizinin kendisinden esinlenerek yapıldığını okudum ve hemen Lie to Me dizisini buldum sonra da tiryakisi oldum :)
Paul Ekman beden dilini bir ileri aşamaya taşımış ve insanların (yüz) mimiklerini okuma konusunda uzmanlaşmış. İlginçtir ki yüz ve mimiklerin yalan söyleme olasılığı beden dilinin yalan söyleme olasılığından daha az, şeytan ayrıntıda gizlidir lafı hayatın her alanında olduğu gibi burada da karşımıza çıkıyor.
Bu konuda elimde çok materyal olduğu için bu konuyu bir kaç yazı dizisi şeklinde paylaşacağım ve bazı videoların analizlerini size diğer yazılarımda yapacağım.
İlk önce Foxlife adlı sitenin eklediği, Lie to Me dizisinden bir kaç ipucu alalım.


hor_görmekorku_ifadesimutluluk_ifadesitiksinmeuzuntu_ifadesiofkesaskinlik_ifadesi

7 Ocak 2010 Perşembe

Renklerin Dili - Renkler Konuşuyor

İletişimin iki unsuru vardır, birisi sözlü iletişim diğeri de sözsüz iletişimdir. Biz hep sözlü iletişim üzerine çalışırız, iletişim üzerine yapılan eğitimlerin %90′da sözlü iletişim üzerinedir. Fakat gariptir ki yapılan bilimsel araştırmalar sözsüz iletişimin, sözlü iletişimden çok daha güçlü olduğunu göstermiştir. Yani siz kelimelerle bir şeyler anlatmaya çalışıyorsunuz ama sözsüz iletişim yoluyla daha önceden karşı tarafa yığınla bilgi göndermiş oluyorsunuz.
Peki sözsüz iletişim nedir? Beden dili midir? Hayır. Beden dili sözsüz iletişimin sadece bir parçasıdır. Sözsüz iletişimin unsurlarını sayarsak, Giydiğiniz kıyafetler, taktığınız takılar, (yüzük, saat, kolye vs.) kıyafetlerinizin rengi, ses tonu, beden duruşu, jest, mimikler vs. vs.
Geçenlerde bir beyefendi ile tanıştım, kendisi işinde çok başarılı olmasına (ürettiği el işi ürünlerde) rağmen ürünleri için iş konuşmasına gittiğinde hep red cevabı alıyordu. Fakat kendisinden daha kötü iş çıkaranlar büyük iş anlaşmaları yapmışlardı bile, pek yanlış olan neydi? Ben zaten kendisi ile konuştuğumda yanlış olan şeyi hemen anlamıştım. Çünkü beden dili, giydiği kıyafetler ve tavırları karşı tarafa güvensizlik işaretleri gönderiyordu ve o bunun farkında değildi. Fakat o, “Bunun ne önemi var, ben işimde iyiyim yetmez mi?” diyordu. Doğru söylüyordu, keşke dediği olsaydı ama insanların artık öncelikleri değişti, daha farklı bir dünyada yaşıyoruz, siz de bu dünyada hedeflerinizi gerçekleştirmek veya en azından işinizde başarılı olmak istiyorsanız bu kuralları bilmeli ve uygulamalısınız. Şimdi birazını öğrenmeye başlayalım;
İlk önce size sözsüz iletişimin bir unsuru olan Renklerin Dilinden bahsedeceğim.
Mavi ve Koyu Tonları
Mavi bir kere iştah kapatıcı bir renktir, doğada mavi yiyecek çok ender bulunur. Mavi yiyecekler insana itici gelir çünkü ilk çağlarda atalarımız yiyecek ararken zehirli yada bozulmuş yiyeceklerden uzak durmayı öğrendiler. Genelde bu yiyecekler mavi, mor yada siyah olarak görünüyordu. Bu konuda yapılan deneyler sırasında katılımcılara mavi boya katılmış yiyecekler ikram edildiğinde hemen hemen hepsi iştahını kaybetti. Onun için fast food tarzı yerlerin duvarları, sandalyeleri vs. hiç bir zaman mavi olmaz. Daha çok iştahı açıcı bir renk olan kırmızıyı kullanırlar.
Mavi, sinir sistemini rahatlatır. Rahat düşünmeyi sağlar, Batıda intiharları azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlar. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.  Türkiye’de Renklerin Adamı olarak bilinen Metin Yahya Üster Bursa Setbaşı köprüsünü yaşanan intiharlardan dolayı Marshall sponsorluğunda maviye boyatmış ve istatistiki raporlara göre intiharların azaldığı görülmüş. Ama ne yazık ki geçen gün setbaşı köprüsünden geçerken mavi rengi kaldırdıklarını tekrar koyu bir renge boyadıklarını gördüm.
Gelelim Koyu Mavi‘ye
Önemli, güvenilir ve Ciddi görünmek için kullanılan bir renktir. Kozmik renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi, verimliliği simgeler. O yüzden dünyadaki firmaların yarıdan fazlası logolarında koyu mavi (lacivert) kullanır. Lacivert giyen kişiler kendilerini çok daha karizmatik ve inandırıcı hissederler. İnsanların üzerinde başarılı ve güçlü imajı bırakır.

Bu işe en çok önem veren Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanları konuşmalarında arka fon olarak hep bu rengi seçerler. 2008 Amerikan seçimleri kampanyası boyunca her iki adayda hep koyu mavi tonları kullandılar. Obama‘nın web sitesine bakın ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Şimdi bir kaç fotoğrafı inceleyelim.
obama-konusuyor
barack-obama-konusuyor
Bir başka konuşması
Obama Race 2008
Bir başka konuşması, yine aynı fon
Democratic Convention
USA BUSH IRAQ
john-mccain-speech-berlin
2008 Amerikan seçimleri Cumhuriyetçi parti adayı John McCain
hillary-clinton-konusuyor
Hillary Clinton arkafon yerine elbisesinde koyu maviyi tercih etmiş
hillary-clinton
Fakat burada yine arkafona dönmüş :)
Sözsüz iletişim konusunda yaptığım çalışmaları “Liderin Beden Dili” adlı bir kitapta toplayacağım.  Kitaptan güzel bölümleri, aynı bu yazıdaki gibi sizlerle paylaşacağım.
En kısa zamanda bitirmek istiyorum. Bu arada renklerin dilinden devam edeceğiz. Yeni yazı yakında…
Hakan Mengüç

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Bir Kelebek Dersi - Bir Kelebek Öyküsü


Bir gün kozada küçük bir delik belirdi. Bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu kuçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi. Ardından, sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi ona. Sanki elinden gelen herşeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi. Adam bu duruma üzüldü ve kelebeğe yardım etmeye karar verdi: eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı. Bunun üzerine kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu.

Adam izlemeye devam etti. Çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiç biri olmadı! Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.






" Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir. " Willam Blake

"The road to hell is paved with good intentions"

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Başkalarının, Çöplerini Üzerinize Dökmesine İzin Vermeyin

Bir bayan anlatıyor;

Havaalanından dönmüşüm, acelem var. Hemen bir taksiye atladım ve yola koyulduk. 15 dakika filan sonra park halindeki bir araba birden önümüze çıktı ve taksici milim farkla çarpmadan arabayı kurtardı.

Arabayı birden önümüze kıran adam birde camdan başını çıkarıp söylenmeye, bağrınmaya başladı. Taksici gülümsedi ve ona içten bir şekilde el salladı. Şaşırmıştım. Taksiciye sordum, 'Neden bunu yaptınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedecekti.'

Taksici bana çöp kamyonu ilkesi diye bir şey öğretti. Bir çok insanın çöp kamyonu gibi olduğunu söyledi. "Birçok insan her tarafta çöp dolu bir şekilde dolaşıyor. Bunlar kızgınlık, öfke, reddedilme ve hayal kırıklığı dolular. Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinizie bırakabilirler. Asla üstünüzüe almamanız gerekiyor. Sadece gülümsemeli, onlar için iyi şeyler temenni etmeli ve yolunuza devam etmelisiniz. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın."

İncinsen de incitme

Çünkü yüzünü güneşe dönen insan gölge görmez!


24 Ağustos 2009 Pazartesi

Aynı İşi Yapan Üç Kişi



Fransa’da, ağır işçilerin işleri hakkında ne düşündüklerini incelemek üzere araştırmayı yürüten bir görevli, bir inşaat alanına gönderilir.

Görevli, ilk işçiye yaklaşır ve sorar: “Ne yapıyorsun?” “Nesin sen, kör mü?” diye öfkeyle bağırır işçi. “Bu parçalanması imkansız kayaları ilkel aletlerle kırıyor ve patronun emrettiği gibi bir araya yığıyorum. Cehennem sıcağında kan ter içinde kalıyorum. Bu çok ağır, ölümden beter bir iştir.”

Görevli hızla oradan uzaklaşır ve çekinerek ikinci işçiye yaklaşır. Aynı soruyu sorar: “Ne yapıyorsun?” İşçi cevap verir: “Kayaları mimari plana uygun şekilde yerleştirilebilmeleri için, kullanılabilir şekle getirmeye çalışıyorum. Bu ağır ve bazen de monoton bir iş, ama karım ve çocuklarım için para gerekli ve sonuçta bir işim var. Daha kötü de olabilirdi.”

Biraz cesaretlenen görevli üçüncü işçiye doğru ilerler. “Ya sen ne yapıyorsun?” diye sorar. “Görmüyor musun?” der işçi kollarını gökyüzüne kaldırarak.“Bir katedral yapıyorum.”