22 Ağustos 2009 Cumartesi
Madem Ateşin Var, Ne Duruyorsun Karanlıkta? Koş Hayata...
16 Ağustos 2009 Pazar
Tuvaletlerde Kalıyordu, Şimdi İse Ferrarisi ile Geziyor - Hüseyin Özer
Annesiyle babası ayrıldığında 6 yaşındaydı Hüseyin Özer. Zor geçen çocukluk yılları ve bir türlü sevemediği köy hayatı onu bunalttı ve 11 yaşında köyünden kaçtı. Artık Ankara'nın sokaklarında kalıyordu, kışları tuvaletlerde yatıyor, yazları banklarda uyuyordu.
Hangi işleri yaptı?
- Çakmaklara gaz dolduruyordu
- Günlük bir lira yevmiye ile pastanede çalıştı
- Bulaşıkçılık yaptı
"Daha sonra Necati Bey Caddesi'nde bir pastanede günlük 2.5 lira yevmiyeyle işe başladım. İlk paramla taksitle siyah bir ceket aldım. Bu arada hâlâ tuvalette kalıyordum. Bir süre sonra İsmet Paşa'da Lale Lokantası'nda iş buldum. Kendime bir kömürlüğü kalacak yer yaptım. İyi para kazanıyordum. Bir külot, çorap, ikinci el ayakkabı ve kot pantolon aldım. Kömürlüğe bir de yatak aldım bir süre sonra. Artık köşeyi dönmüştüm. Biraz daha para kazanınca ranza yaptım kendime."
15 yaşında Ankara dar gelmişti ve İstanbul'a doğru yola koyuldu...
15 - 20 yaş arası lokantalarda çalıştı ve bu arada akşamları ingilizce kursuna gitti.
20 yaşında İngiltere'ye gitmeye karar verdi ve dediğini yaparak yanında 100 lirasıyla Londra'ya gitti. Bir dönercide iş buldu.
Sonra kendi geliştirdi, işi tamamıyla öğrendi, bir yer işletmenin tüm ayrıntılarını kavradı ve...
Devamı aşağıdaki videoda...
11 Ağustos 2009 Salı
7 Ağustos 2009 Cuma
Peşlerinden Gidecek Cesaretiniz Varsa, Bütün Rüyalar Gerçek Olabilir

Walt Disney'in bir hayali vardı, 'Dünyanın En Mutlu Yerini Yapmak'. Bu konuyu dostlarına açtığında dostları neden tutmayacağı hakkında bir sürü ıvır zıvır şey söylediler. Fakat o kafasına koymuştu, tutkusu vardı, bilgisi vardı ve asla vazgeçmeyecekti.
Hayal ettiği yer için bankaları gezdi ve kredi istedi. Sıkı durun, tam 302 banka onu reddetti, onun hayaline inanmadı. Ama vazgeçmediği için nihayet fikrine inanan biri çıktı ve Disneyland'ı kurdular.
Kurulduğu 17 Temmuz 1955'ten bu güne kadar her zaman insanların akınına uğrayan ve insanların 'Dünyanın En Mutlu Yeri' olarak adlettiği Disneyland tek bir adamın hayaliydi ve bu adam hayalinin peşinden sonuna kadar koştu.
Ve bir gün çıkıp şöyle bir söz söyledi;
"Peşlerinden gidecek cesaretiniz varsa, bütün rüyalar gerçek olabilir. Unutmayın her şey bir fare ile başladı." Walt Disney
İşte ben bu sözü dinlerim ve kendime rehber edinirim, çünkü bu sözü söyleyen kelimeler değil bizzat deneyimdir.
Şimdi aşağıdaki videoyu izlemenizi istiyorum ve size şunu soruyorum.
Hayalleriniz için ne kadar ileri gidebilirsiniz?
31 Temmuz 2009 Cuma
Felcimin İçyüzünü Anlama: Bir Beyin Bilimadamının Kişisel Yolculuğu - Dr. Jill B. Taylor
Kitabının adında da belirtiği gibi, kendisine inen felci ve ondan sonra yaşadıklarını anlatıyor bu videoda...
Şimdi sizi video ile başbaşa bırakıyorum.
Dr.Jill Bolte Taylor Kimdir?
Dr.Jill Bolte Taylor; Harvard eğitimli, basılı bir kitabı bulunan,1996’da beyninin sol yarıküresinden ağır kanama geçirmiş bir nöroanatomisttir. Dr.Taylor; türüne az rastlanan bu felcin öğleden sonrasında yürüyememiş, konuşamamış, okuyamamış, yazamamış ve hayatındaki hiçbir şeyi anımsayamamıştır. Dr.Jill’in tüm fonksiyonlarını ve düşünme kabiliyetini geri kazanması sekiz yılı bulmuştur.O, New York Times’ın en iyi satılan biyografisi ‘’Felcimin İçyüzü: Bir Beyin Bilimadamının Kişisel Yolculuğu’’ nun yazarıdır (Kitap,Viking Penguin tarafından 2008’de yayımlanmıştır). Dr.Taylor,TIME Dergisi tarafından 2008 yılının dünyadaki en itibarlı kişilerinden biri olarak seçilmiştir.
Dr. Jill Bolte Taylor: (Video'daki konuşmanın tam metni)
‘’ Beyin üzerinde çalışmak için yetiştim, çünkü bir beyin rahatsızlığı olan şizofreni tanısı konulmuş bir erkek kardeşim var. Bir kızkardeş ve daha sonra da bir bilimadamı olarak; hayallerime neden sahip olabildiğimi, onları realitemle neden devreye sokabildiğimi ve neden gerçekleştirebildiğimi anlamak istedim. Erkek kardeşimin beyni ve şizofreni’sinde alışagelmişi hayalleriyle bağlantıya geçiremediği ve realiteyi paylaşamadığı, böylece bunun yerine bir delüzyon (yanılma) haline gelen neydi? Bu nedenle hayatımı şiddetli zihinsel hastalıklar üzerinde araştırma yapmaya adadım ve yaşadığım eyalet olan Indiana’dan, Harvard Psikiyatri Departmanı’nda Dr.Francine Benes’le birlikte çalıştığım Boston’a taşındım.
Laboratuarda normal kontrolda olarak tanı konulmuş olabilecek kişilerin beyinleriyle şizofreni, psikotik veya bipoler rahatsızlığı (iki uçlu mizaç bozukluğu, manik depresif) tanısı konulan kişilerin beyinleri arasındaki farkı karşılaştırdığımızda biyolojik farklılıkların neler olduğu sorusunu soruyorduk. Böylece aslında, beynin mikro-devrelerinin haritasını çıkartıyorduk. Hangi hücreler hangi hücrelerle ve hangi kimyasallarla bağlantı kuruyordu ve o kimyasalların miktarı neydi? Bu nedenle, hayatıma anlam kazandıran pek çok şey vardı.Çünkü, bu tür araştırmayı gün içerisinde gerçekleştiriyordum ve daha sonra akşamları ve haftasonları Zihinsel Hastalıklar Ulusal Birliği’nin Ulusal Fenom Savunucusu olarak seyahat ediyordum.Fakat, 10 Aralık 1996 sabahı uyandım ve kendimin bir beyin rahatsızlığına sahip olduğumu keşfettim. Beynimin sol yarısındaki bir kan damarı patlamıştı ve dört saat içerisinde beynimin bilgiyi işlemden geçirmek için olan bütün yeteneğinin tamamen ağırlaşmasını izledim. Kanama sabahı yürüyemedim, konuşamadım, okuyamadım, yazamadım ve hayatımın hiçbirşeyini anımsayamadım. Gerçekte, kadın bedenindeki bir bebek haline gelmiştim!
İnsan beynini eğer hiç gördüyseniz, her iki yarıküre de birbirinden tamamen ayrıdır ve ben size gerçek bir insan beyni getirdim. Öyle ki, bu gerçek bir insan beyni. Bu, beynin ön tarafı; bu, aşağı doğru sallanan omurilik kordonuyla beynin arka tarafı.Başımın içerisinde bu şekilde yerleşmiş olurdu. Beynin iki yarıküre biçimine baktığınız zaman, beyne ait iki korteks de birbirinden tamamen ayrıdır. Bilgisayarlardan anlayanlarınız için; sol yarıküremiz bir seri işlemci gibi fonksiyonunu yerine getirirken, sağ yarıküremiz de paralel bir işlemci gibi fonksiyon gösterir. İki yarıküre de 300 milyon aksonal liflerden oluşmuş olan Korpus Kollosum (bu yapı her iki beyin yarıküresini birbirine bağlar) aracılığıyla birbirleriyle bağlantı kurarlar, fakat her iki yarıküre de birbirinden tamamen ayrıdır. Bilgiyi işlemden farklı bir şekilde geçirdiklerinden dolayı da; her bir yarıküre birbirinden farklı şeyleri düşünür, farklı şeyler hakkında ilgilenir ve diyebilirim ki; tamamen farklı kişiliklere sahiptir. Sağ insan yarıküremiz bütünüyle şimdiki an, tam burası, hemen şimdiyle alakalıdır. Sağ yarıküremiz düşünür ve resimlendirir, bedenlerimizin hareketi aracılığıyla kinestetik olarak öğrenir. Enerji formundaki bilgi; algılama sistemlerimiz aracılığıyla anında akar ve daha sonra da şimdiki zamanın neye benzediğinin, nasıl koktuğunun, nasıl tat verdiğinin, nasıl hissedildiğinin ve nasıl ses verdiğinin muazzam resmine patlar. Ben,sağ yarıküremin bilinci aracılığıyla etrafımdaki tüm enerjiyle bağlantılı olan bir enerji varlığım. Biz, tek bir insan ailesi olarak sağ yarıkürelerimizin bilinci aracılığıyla birbirimizle bağlantılı olan enerji varlıklarız. Tam burada ve tam şu anda, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için bu gezegen üzerinde erkek ve kızkardeşleriz. Şu anda mükemmeliz, bir BÜTÜNÜZ ve harikayız.
Sol yarıkürem, sol yarıküremiz çok farklı bir yerdir. Sol yarıküremiz doğrusal ve patetik olarak düşünür. Sol yarıküremiz bütünüyle geçmişle ve gelecekle ilgilidir. Sol yarıküremiz şu andaki anın muazzam resmini almak için dizayn edilmiştir. Bütün o detayları, tüm o detaylarla ilgili olanları toplamakta, kategorize etmekte, geçmişte ne öğrendiysek bütün o bilgiyle ilişkilendirmekte ve tüm olasılıklarımızı geleceğe tasarımlamaktadır. Sağ yarıküremiz lisanla düşünür. O, benim iç dünyamın dış dünyaya süregitmekte olan gevezeliğidir. O, bana ‘’ Hey, eve giderken yoldan muz almayı hatırlamalısın. Onlara sabahleyin ihtiyacım var’’, diyen küçük sestir. Çamaşırlarımı ne zaman yıkamam gerektiğini bilen ve hatırlatan hesaplayıcı zekâdır. Fakat, belki de en önemlisi o bana ‘’Ben, ben’’ diyen küçük sestir. Ve sol yarıkürem bana ‘’Ben’’ der demez; ben etrafımdaki enerji akışından ayrı, sizden ayrı tek bir kişi durumuna gelirim. Bu, felcimin sabahında kaybettiğim beyin kısmıydı.
Felcin sabahı sol gözümün arkasında sıkıştıran bir ağrıyla uyandım. Acı verici türden bir ağrıydı, dondurmayı ısırdığınızda hissettiğiniz bir ağrı gibiydi. Beni sıkıştırdı ve bıraktı. Daha sonra tekrar sıkıştırdı ve bıraktı. Benim için şimdiye kadar hiç alışılmadık türde bir ağrıydı. Daha sonra düşündüm ve ‘’Tamam, normal rutinime başlayacağım’’, dedim. Böylece kalktım ve tüm-vücut egzersiz makineme atladım. Bu şey etrafında kilitleniyordum ve daha sonra farkediyordum ki; ellerim barı kavrayan ilkel bir bent gibiydi. Çok garip düşünüyordum ve bedenime bakıyordum: ‘’Oh, yemin ederim acayip görünen bir şeyim.’’ Bilinç algılamam normal realiteden uzaklaşır uzaklaşmaz; makinedeki insan, deneyim ve o deneyim yaşanan anlaşılması zor alan da uzaklaştı. Başağrım daha da kötüleşiyordu ve ben makineden indim. Oturma odamın zemini boyunca bedenimdeki herşeyin ağırlaştığını, her bir adımın kaskatı ve çok çok ağır olduğunu farkettim. Adımımda hiçbir akıcılık yoktu ve algılama alanımda bir kısıtlama vardı. Böylece ben, tüm içsel sistemlerde bir noktadaydım. Banyomda duşa adım atmak için ayakta duruyordum ve o küçük sesin bedenime ‘’Tamam, kaslarını kontrol etmelisin.Kaslarını gevşetmelisin’’, dediğini duyabiliyordum. Dengemi kaybettim ve duvara karşı yaslandım. Sağ koluma baktım ve bedenimdeki sınırları artık belirleyemediğimi farkettim. Çünkü kolumun atomları ve molekülleri, duvarın atomları ve molekülleri ile karıştırılmış olduğundan dolayı, nereden başladığımı ve nerede olduğumu belirleyemiyordum. Tüm algıladığım bu enerjiydi, bu ENERJİYDİ ve kendi kendime soruyordum: ‘’Benim sorunum ne, neler oluyor?’’ O anda beynim, sol yarıküre beynim çatırdadı. Sol yarıkürem sanki birisi uzaktan kumandayı alıp, sessizlik butonuna basmışcasına tamamen sessizliğe girdi. Ve başlangıçta kendimi sessiz bir zihnin içerisinde bulmaktan dolayı şok oldum. Daha sonra etrafımdaki enerjinin büyüleyiciliğinden anında büyülenmiştim, çünkü bedenimin sınırlarını daha fazla tanımlayamıyordum. Kendimi çok muazzam bir şekilde ve genişlemiş hissettim. Ortada olan tüm enerjiyle TEK olduğumu hissettim ve orası çok güzeldi. Ansızın birdenbire sol yarıkürem tekrar devreye girdi ve bana ‘’Hey, bir problemimiz var ve yardıma ihtiyacımız var’’, demeye başladı. Ben ‘’ Oh, problemim var’’ diyordum ve anında o hayali, çok güzel olan yere kırılmış olarak yerleşen bilinç amaçsızca oradan oraya sürüklenmeye başlıyordu. Fakat, orası tamamen çok güzeldi! Beyninizin gevezeliğinin bağlantısının tamamen kopmasını, dışsal dünyanıza olan bağlantıdan ve bu alandan, daha sonra da işimden ve işime bağlı olan stresin bedenimden çıkmasını hayal edin… Bütün o bilgi ve ilişki, dışsal dünya ve o diğerlerine bağlantılı olan herhangi bir stres kaybolmuştu! Bu sakinliğin bilincinde olmayı hissettim…
Ve hayal edin, o 37 yılın duygusal yükünü kaybetmek nasıl bir duygudur!!! Oh, mutluluktan uçmayı hissettim! Orası çok güzeldi… Daha sonra sol yarıkürem tekrar sahneye çıktı ve ‘’Hey, yardım almak için dikkatini vermelisin. Benim yardım almam lazım, yardım almam lazım, dikkatimi toplamalıyım’’, diye düşünüyorum dedi. Bu nedenle duştan çıkmalıydım ve çabucak giyindim. Dairemin etrafında bekliyordum ve ‘’İşe gitmem lazım, işe gitmem lazım,’’ diye düşünüyordum. Araba kullanabilir miydim? Araba kullanabilir miydim? O anda sol kolum tamamen felç oldu. Daha sonra farkettim, ‘’Oh, bana felç geldi! Bana felç geldi!’’ Ondan sonra beynim bana ‘’Bu çok harika, çok harika,’’ demeye başladı. Kaç tane beyin bilimadamı kendi beyninin üzerinde içeriden dışarıya çalışabilirdi?! Daha sonra aklımdan ‘’Fakat, ben çok meşgul bir kadınım, felç için hiç vaktim yok,’’ geçti. Ve daha sonra ‘’Tamam, hiç zamanım yok ama bunu yapacağım, rutinime geri döneceğim. Bir-iki hafta içerisinde işe geri döneceğim,’’ demeye başladım. Aramak zorundaydım, fakat hatırlayamıyordum. En sonunda ofisimde bir iş kartım olduğunu hatırladım. Bunun üzerine çalışma odama gittim, en tepedeki üç sıra kartı çektim. Onu yaparken bile zihnimin kapalı olduğunu net bir şekilde görebiliyordum. İş kartımı anlayamadım, çünkü tüm gördüğüm şey benekler ve arka plandaki beneklerle karışmış rakamlardı. O açık-seçiklik dalgasını nasıl adlandıracağımı söyleyemiyordum. O anda realiteyle tekrar bağlanabilir ve ‘’ O kart değil, o kart değil,’’ diyebilirdim. Kart sırasının o az miktarı tam 45 dakikamı aldı! Bu arada, 45 dakikada beynimin sol yarıküresindeki kanama daha da büyümeye başladı. Sayıları anlamadım, telefonu anlamadım. Böylece, telefon defterini elime aldım, oraya bıraktım ve iş kartını da aldım. Onu da oraya koydum. Kart üzerindeki kısa ve eğri çizgilerin şeklini ve telefon defterinin üzerindeki kısa ve eğri çizgilerin şeklini eşleştirdim. Fakat daha sonra o hayali çok güzel yere amaçsızca sürüklendim ve geri döndüğümde o numaraların hepsini tuşladığımı hatırladım.Böylece, tamamen felçli olan kolumu felcin durması ve numaraların üzerine bastırmak için kullandım. Onlara bastırdıkça, normal realiteye geri döndüğümde o numarayı hali hazırda tuşladığımı söyleyebiliyordum. En sonunda, bütün numaralar tuşlandı ve ben telefonu dinledim. Çalışma arkadaşım telefonu açtı ve bana ‘’rrrrr’’ dedi ve ben kendi kendime ‘’Oh aman tanrım, bir av köpeği gibi’’, dedim ve zihnimi toparladım.‘’ Ben Jill, yardıma ihtiyacım var,’’ dedim ve sesim ‘‘rırrrr’’ diye çıktı. Kendime ‘’Bir av köpeği gibi söyledin,’’ dedim. Ne kadar uğraştımsa, onunla konuşamadım ve onu anlayamadım.
Bundan dolayı, kendime birinin yardımına ihtiyacım olduğunu söyledim. Kısa bir süre sonra bir ambulansla Boston’daki bir hastaneden Mass General Hastanesi’ne (Massachusetts General Hastanesi’ne) yolculuk ediyordum. Küçük bir top gibi kıvrılmıştım. Sanki bir balon gibi azıcık miktardaki son bir havayla enerjimin uçuşunu, ruhumun teslim olmuşluğunu hissettim ve o anda hayatımın koreografının ben olmadığını anladım. Ya doktorlar yaşamam ikinci bir şans verirlerdi veyahut bu belki de bir geçiş anıydı. Uyandığımda ve o öğleden sonra hastaneyi terkettiğimde hâlâ hayatta olduğumu keşfetmekten dolayı şok geçirdim. Ruhumun teslim olduğunu hissettiğimde hayatıma ‘’allahaısmarladık,’’ dedim ve şimdi gözlerim zıt realiteye asılı kalmıştı. Algılama sistemlerime gelen uyarıyı saf bir ağrı gibi hissettim. Işık beynimde cehennem ateşi gibi yandı. O ışık, o kadar kısık ve karman çormandı ki; geri plandaki sesin gürültüsünü yakalayamadım ve kaçmak istedim. Çünkü bedenimin alandaki pozisyonunu tanımlayamadım, kendimi muazzam hissettim ve panelden genişlemiş olan bir ruh gibi genişledim. Ruhum serbest olarak o sessiz mutluluktaki uçuştan deniz aracılığıyla süzülen gri bir örtü gibi havaya, *Nirvana’ya doğru yükseldi. Nirvana’yı bulmuştum! Düşündüm, kendimin muazzamlığını sıkıştırmayı asla yapamazdım ve bunu bu küçük bedenin içerisinde hiç yapamazdım. Fakat daha sonra hâlâ hayatta olduğumu farkettim! Hâlâ hayattaydım ve Nirvana’yı bulmuştum. Hayatta olan herkes de onu bulabilirdi! Dünyayı, sağ yarıkürelerini seçmek için niyetli olan ve her zaman ‘seni seviyorum’ diyen, harika, huzurlu, sevgi dolu insanlarla dolu olabilecek en güzel bir yer olarak resmettim. İçerideki bu felç, hayatlarımızı nasıl yaşadığımızın muazzam hediyesi olabilirdi ve o iyileşmek için beni motive etti.
Kanamadan iki buçuk hafta sonra cerrahlar içeri girdiler ve lisan merkezlerime baskı yapan, golf topu gibi olan kan pıhtısını buldular. Burada hayatımdaki gerçek melekle, annemleyim. Tamamen iyileşmem sekiz yılı buldu. Öyleyse, biz kimiz? Biz evrenin dışsallığının kılavuzu olan hayat kuvveti gücüyüz. İki kavramsal zihiniz, an ve an dünyada kim ve ne olacağımızı seçmenin gücüne sahibiz.Tam burada ve şu anda evrenin yaşam gücü olduğumuz yere, şekil alan 50 milyar moleküler zekânın yaşam kuvvet gücüne, sağ yarıkürenin bilincine adım atmayı seçebilirim veya akıntıdan ayrı, sizlerden tamamen ayrı, tek bir kişi olduğum sol yarıkürenin bilincini seçebilirim. Ben entellektüel nöroanatomist Dr.Jill Bolte Taylor’ım. Bunlar, içimizdekiler. Bunlar bizim seçtiklerimiz mi? Hangisini seçiyorsunuz, hangisini seçerdiniz ve ne zaman? İnanıyorum ki; seçmek için ne kadar çok zaman harcarsak, o kadar çok sağ yarıkürelerimizin devreleri daha derin, dünyamız ve gezegenimiz de daha huzurlu olacaktır. Bu fikrin dünyaya yayılmaya değer bir fikir olduğunu düşünüyorum. Teşekkür ederim. ’’
Düzenlenmiş hali için: http://hakanmenguc.org/dr_jill_bolte_taylor/
29 Temmuz 2009 Çarşamba
NLP'nin Özü Nedir? NLP'nin Kurucusu John Grinder Anlatıyor!
Velhasıl kursta hiç bir şey öğrenmedim ama Anthony Robbins'in Sınırsız Güç kitabıyla tanıştım, hatırlıyorumda saatlerce kütüphanede o kitabı okuyordum. Gerçek NLP ile tanışmam Anthony Robbins ile oldu. (Sonraları Anthony Robbins İçindeki Devi Uyandır kitabında da görebileceğiniz gibi tamamen kendi sistemini oluşturdu. Yakında da '6 Human Needs' 6 insan ihtiyacını anlatan bir kitabı çıkacak)
Sonraları çok güzel bir NLP'ci ile daha tanıştım, bu Emile Ratelband'dı, gerçekten çılgın birisiydi ve NLP'yi mükemmel uyguluyordu. NLP merakım arttı ve hemen piyasadaki bütün NLP kitaplarını okumaya başladım ve hayal kırıklıkları bir bir geldi, NLP kitapları bana samimi gelmemişti sonra NLP eğitmenlerini araştırdım, çok nadir bir iki dışında NLP eğitmenleri de bana samimi gelmedi. (Ki neredeyse %80'ni ile tanıştım) Not: Mutlaka tanımadığım harika NLP eğitmenleri vardır, onlardan özür diliyorum.
Ne zaman John Grinder ve Richard Bandler'in (NLP'nin kurucuları) kitaplarını buldum, NLP tutkum geri döndü. Çünkü ben Richard ve John'da şunu gördüm, onlar tutkularının peşinden gitmiş, bu teknikleri öğretip para kazanmakla ilgilenmemişler, neler yapabiliriz onları düşünmüşler, deliler hastanesinde çalışmışlar, fobiklerle, öğrenme zorluğu çekenlerle birebir uygulama yapmışlar ve sonrası gelmiş. Tony Robbins ve Emile Ratelband'da da olanda bu.
Bugün her yerde NLP eğitmeni var, belgeyi alan NLP eğitmeni oluyor. Ben buna asla karşı değilim herkes herşey olabilir, ben bu yazımı başta NLP eğitmenlerine sonra da NLP'yi öğrenmek isteyenlere yazdım. NLP'nin özünü hatırlayalım diye yazdım, ben bugün hala NLP'den yararlanıyorum, özellikle modelleme tekniği hayatımda çok işe yaradı.
Şimdi NLP'nin özü hakkında NLP'nin kurucusu John Grinder'ı dinleyelim.
28 Temmuz 2009 Salı
Kuantum Devrimi - Kuantum Fiziği Bizi Daha Ne Kadar Şaşırtacak?
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Hayallerini Kaybetme!
Üç kişiden bahsedeceğim size, tanıştığım ve birebir diyalog kurduğum üç kişi...
Birinci kişi 45 yaşında ve hep pilot olmak istemiş, "Niye olamadın?" diye sorduğumda, "Mümkün değildi" dedi.
İkincisi 26 yaşında, bir kafe işleten biriydi. En büyük hayali uçak sürmek, pilot olmaktı. Ona 'Hala daha olabilirsin, daha kaç yaşındasın ki?' dedim. O da, 'Artık imkansız, kendimi boşa kandırmanın ne faydası var' dedi.
Üçüncü kişi 19 yaşında bir gençti, o da pilot olmak istiyordu ama istediği bölüme girememişti. Dedim, 'Sen istediğini yaparsın, kendine uçak bile alırsın', o da 'İmkansız' dedi.
Ben de dedim, 'Bir şey imkansızsa tam bana göredir', gülümsedi bana. Sonra ben de ona gülümsedim ama içimin bir tarafı üzülüyordu. 19 yaşındaki bir genç hayallerini kaybetmişti.
Ve bu video ile karşılaşınca o üç kişi geldi aklıma, belki izlerler bu videoyu ve hayallerini tekrar yakalarlar.
Umut ediyorum...
19 Temmuz 2009 Pazar
Doğuştan Kör Ressam Eşref Armağan, Görmemesine Rağmen Her Şeyi Çiziyor
Geçmişte İtalya'dan, bir süre önce de Şangay Büyükşehir Belediye Başkan'dan davetler almıştır. Birçok kereler hem Türk televizyon kannallarında hem de CNN ve BBC gibi kanallarda adından söz edilmiş olmasına rağmen değerli sanatçı ve ressamlarının bulunduğu kitapta Eşref Armağan'ın adı geçmemektedir.
Eşref doğuştan görmez olan bir ressamdır. Hiç bir zaman gün batımını, baharda yeşeren, çiçek açan doğayı, renklerini göremedi. Tuttuğunu koparan, mücadeleci kişiliği ona, duygularını dile getirbilmek için ses, bir anlamda da görmek için göz kazandırmıştır.
Görmeden bu kadar mükemmel eserler ortaya çıkaran bır dehanın eserleri karşısında büyülenmemek elde değil.
Resimleri için: http://www.esrefarmagan.co
http://www.armagan.com/pai
Richard St. John'dan Başarının 8 Sırrı
İşte Başarının 8 Sırrı -
1) Tutku
2) Çalışmak
3) En İyisi Ol
4) Odaklan
5) Zorla Kendini!
6) Hizmet
7) Fikir
8) Israr
16 Temmuz 2009 Perşembe
4 Temmuz 2009 Cumartesi
Bir Kaç Ay Sonra Öleceğini Bilen Randy Pausch'un Son Dersi
Bu konuşmayı izleyin, çünkü bu konuşma çok yakın zamanda öleceğini bilen bir adamın konuşması, bir adam eğer bir kaç ay sonra ölecekse insanların duymasını istediği şeyi değil, sadece kendi inandığı şeyleri söyler.
Bu video Oprah Winfrey'in programından, izleyenler arasında Türk doktor Mehmet Öz'de var.
ÖLECEĞİNİZİ BİLDİĞİNİZİ VE SON BİR
DERSİNİZİN KALDIĞINI VARSAYALIM.
ÖĞRENCİLERİNİZE NE SÖYLERDİNİZ?
Bir Kaç Ay Sonra Öleceğini Bilen Randy Pausch'un Son Dersi from Feeder on Vimeo.
İnsan Beyni, Muhteşemliği ve Matematik Sihirbazı
1) Arthur Benjamin kendini matematik sihirbazı olarak tanımlıyor, videoyu mutlaka izleyin ve neler yaptığını görün,
İkincisi de Pr. Dr. Yıldız Batırbaygil'in yazısından bir alıntı;
"Beyin öyle bir güçtür ki , insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir. Yeter ki beynini şartlandırabilsin. Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır. Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce sahiptir.
Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum:
Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda duruyor. İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor. Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor. Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin donarak öldüğü görülüyor. Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya geçirilmemiş. Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak, donmanın tüm belirtilerini göstererek vücudunu buna uyduruyor. "
Güçlü ve tutku dolu bir yaşam sizin olsun, Hakan...
2 Temmuz 2009 Perşembe
Müzik ve Tutku Üzerine Mükemmel Bir Konuşma
Benjamin Zander konuşmanın bir bölümünde klasik müziği neden sevmediğimizden bahsetmiş ve sonra nasıl dinleyeceğimizi göstermiş.
Sonrasında Chopin ile birlikte harika bir örnek sunmuş bize... Ve şunu anlıyorsunuz, her müziği bu şekilde anlatarak sunarsak, herkes hoşlanır ve dinler.
Çünkü Da Vinci nasıl duygularını resimle, Aziz Nesin mizahla, Shakespeare tiyatro oyunlarıyla, bir şair şiirleriyle anlatıyorsa Chopin ve diğer müzisyenler de besteleriyle anlatıyorlar, eğer ne anlatmaya çalıştığını bilirsek o müziği dinlemenin tadı bambaşka olur.
Sevgiler..
29 Haziran 2009 Pazartesi
Ağzınızdan Çıkanı Kulağınız Duyuyor mu?
(Bu yazıyı Facebook Sınırsız Güç grubu için yazmıştım, şimdi sizlerle paylaşıyorum)
Bugün kelimelerin gücünden bahsetmek istiyorum size...
Aslında bizim toplumumuz kelimelerin gücünü çok iyi biliyor.
Orhan Gencebay'ın Dil Yarası adlı şarkısı herkesin ezberinde hatta filmi bile çekildi 1984 yılında...
Onun dışında atalarımızda boş durmamışlar;
Tatlı dil yılanı deliğinden
Acı dil akıllıyı çileden çıkarır, demişler.
En keskin ve tehlikeli silah dildir.
Silah yarası geçer, dil yarası geçmez
Silah bir kere, dil bin kere öldürür, gibi ağır ifadeler bile kullanmışlar :)
Ayrıca biz İstiklal Marşından, Gençliğe Hitabe'den de kelimelerin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.
Şairlerin, Liderlerin seçtiği o özel kelimeler, bir milletin duygularını tetikledi ve onları silkeleyip ayağa kaldırdı.
Hepimiz kelimelerin bu gücünün farkındayızdır fakat kelimelerin duygusal hayatımızı, hatta sağlığımızı etkileyeceğinin pek farkında değilizdir.
Ben insanlara, ‘Kötü durumda olsanız dahi, iyiyim, harikayım' deyin ki değişim başlasın dediğimde çoğu bunu polyanacılık olarak görür. Ben de onlara şunu derim, ‘O zaman senin mantığına göre bu ülkeyi bağımsızlığa polyanacılar kavuşturdu'. Onlar en karanlık zamanda aydınlıktan konuşuyorlardı ve karanlıktan konuşmanın onları daha fazla karanlığa gömeceğini biliyorlardı. Onun için dillerinde hep aydınlık vardı, aydınlık yarınlar...
Şimdi sizden bir şey istiyorum, ne zaman ama ne zaman birisi size nasılsın dese, ona 'Harikayım' deyin ki değişim başlasın...
Kelimeler konusunda bir buçuk saate yakın seminer veriyorum bu konu bayağı ayrıntılı ama burada kısa kesmek zorunda kalacağım. Yazının sonunda sizinle bir video paylaşacağım. Duymuşsunuzdur, Masoru Emoto insan düşüncelerinin suyu nasıl etkilediği üzerine bir araştırma yaptı, hatta yakın zamanda İstanbul'da bir seminer de verdi.
Birazdan göreceksiniz, suya söylediğiniz kelimeler suyu mükemmel bir hale de getirebiliyor, onu mahvedebiliyor da...
Vücudunuzun %80'inin su olduğunu düşünürsek...
Kolay gelsin..
Harika günler, Hakan....
Kelimelerin Gücü Adına Güç Sizde Artık!
6 Şubat 2009 Cuma
100 defa Düşsen de Yine Kalkmalısın, Yine Yine....
“Hayatımızda kötü şeyler şans eseri veya tesadüfen olabiliyor. Tanrı'nın bir nedeni olmadan hayatımızda hiçbirşeyin olmasına müsade etmeyeceğini ve mutlaka bir amacı olduğunu bilmenin huzuru içindeyim. Ben Finansal Planlama Akademisinin Ticaret Ana Bilim Dalından başarıyla mezun oldum. Aynı zamanda bir motivasyon spikeriyim ve mümkün olan her yerde her fırsatta hikayemi başkalarıyla paylaşmayı seviyorum. Bugünün gençlerini mücadeleye zorlamak ve cesaretlendirmek için bazı konuşmalar geliştirdim. Aynı zamanda kollektif bir şirkette konuşmacı olarak çalışıyorum. Gençlere el uzatmak ve Tanrının benden yapmamı istediği her ne olursa olsun kendimi hazır durumda tutmak gibi bir tutkum var. Ve Tanrı neyi gösterirse onun yolunda olacağım.
İlk kitabımın adı "No Arms, No Legs, And No Worries"("Kolları Yok, Bacakları Yok, ve Endişeleri Yok") olacak. Ben, birşeyi yapmak için arzuya ve tutkuya sahipseniz bunu Tanrı'nın önderliğinde kısa bir zaman içinde başarabileceğinize inanıyorum. İnsanlar olarak, kendimize sebep yokken limitler koyarız. Tannrı bize istediğimiz herşeyi başarabileceğimiz gücü vermişken kendimize limit koymak ne kötü değil mi? Bu durumda Tanrı'yı ve bize verdiği gücü hiçe saymış olmuyor muyuz? Tanrı'nın ve bize verdiği gücün muhteşemliğine inanırsak, yapmak istediğimiz şeye odaklanabilir ve onu başarabiliriz.
Şimdi, arkanıza yaslanın ve hayatınızda başarmak istediklerinizi, hayallerinizi ve hedeflerinizi düşünün. Zamanın herhangi bir noktasında onları zor yada imkansız bulursanız hikayemi yeniden okuyun ve hedeflerinize yürümeye devam edin “...
Ben Mutluyum, Ya Siz // Engeli Ona Engel Değil from Feeder on Vimeo.